ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI KÜNYE İLETİŞİM

REKLAM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

İŞTE DÜNYA'YI YÖNETEN PARA BARONLARI.

İŞTE DÜNYA'YI YÖNETEN PARA BARONLARI.

Editör HATİCE ZÜMER

Dünya,bu Lucifer(iblis) emirli,Yecü'c ve Mecü'c destekli,deccaliyet çağı ve ondan da önce başlayıp,New World Order(Yeni Dünya Düzeni)'in sahibi on üç aile tarafından sömürülmektedir.Almanya'dan sosyalizmi,Rusya'dan komünizmi,son olarak ABD'den de kapitalizmi çıkararak ve bunları yoğurarak ''New World Order''(Yeni Dünya Düzeni) sistemi ile kimi savaşları çıkartan kimi barışları yapan,ulus-devletleri yıkarak ''Böl-parçala-yut'' sistemi ile efendiler Lucifer(iblis)'in emriyle deccaliyet çağını yaşatarak Lucifer(iblis)'in yardımcısı deccalin,çıkartılacak olan Armageddon doğrusu HarMegiddo Savaşı ile hakimiyetini sağlamaktır.

Rockefeller Ailesi:Bu aile Rothschild ile piramidin en tepesinde,Lucifer(iblis)'in emirlerini yerine getiren ailedir.Ailenin kurucusu petrol baronu John Davidson Rockefeller'dir.Chemical ve Chase Manhattan Bank'ı 1955 yılında ticari bir evlilikle birleştirip bankacılık sektörüne adım attılar.Diğer bankacılık devi şeytani aile Rothschild'in desteği ile ABD'nin mali piyasasında önemli söz sahibi oldular.Görünürde ekonomik faaliyetler için kurulmuş Trilateral Komisyunu'nu 1973 yılında Rockefeller ailesinden David Rockefeller kurmuştur.Gene Council of Foreign Relations(CFR)'in kurucusu David Rockefeller'dir.Birleşmiş Milletler binasının bulunduğu Eait River'daki çok değerli arsayı Birleşmiş Milletler konsorsiyumuna hibe etmişlerdir.Ayrıca aile Standart Oil'in sahibi,Yale Üniversitesi'nin finansörü ve Kurukafa Ve Kemik Tarikatı'na üye veren,toplayan kişidir.Türkiye'deki işbirlikçisi ve akrabası ve onun üzerindeniş yürüttüğü aile Koç ailesidir.Gezi Parkı olayında George Soros'un Açık Toplum Enstitüsü ile rol oynamıştır.Ve bir de Doğan ailesi vardır.

Rothschild Ailesi:Rothschild ailesi,ataları Mayer Amschel Rothschild tarafından 18.yüzyılda Almanya'nın Frankfurt kentinde Yahudi gettolarında ceketinin yakasına astığı sarı siyon yıldızıyla dükkan olarak kullandığı küçük bir evde,eski elbise ve antika madeni para satarak karanlık güçlerle ticarete başlamıştır.Warburg,Schiff,Loeb,Goldman,Kuhn,Cohen gibi diğer Yahudi aileler ile karşılıklı dayanışma içinde yürüttükleri ticari ve ailevi ilişkiler ile zamanımızda bütün dünya piyasalarını kontrol eden finans şirketlerinden ve Avrupa'daki çeşitli ülkelerde en büyük bankaların sahibi olan dev bir imparatorluğun varisleridirler.Heinrich Heine şöyle demiştir:

''Para zamanımızın Tanrısı,Rothschild ise peygamberidir.''

Dupont Ailesi:Kimyasal ürünlerin bir numaralı ismi Dupont ailesidir.Bütün dünyada her evde birkaç tane Dupont ürünü kullanılır.Özellikle de barut ve patlayıcılarda tekel oluşturmuşlardır.1799 yılında Amerika'ya göç eden Pierre Samuel Dupont,illuminatik sistem ile bağlantısı olan ilk Dupont'tu.ABD Başkanı Jefferson'ın yakın arkadaşıydı ve ABD hükümeti ordunun barut ihtiyacının karşılanmasını bu yakın arkadaşına vermişti.Dupont ailesi Freeman,Astor,Rockefeller,Rothschild ve Russell aileleri gibi uyuşturucu ticaretinden yüklü kazanç elde etmişlerdir.Dupont ailesi,II. Dünya Savaşı'nda,Adolf  Hitler'e askeri malzeme ve cephane yardımı yapmıştır.

Habsburg Ailesi:Avrupa'nın gizli kralı denilen ve Roma İmparatorluğu'nun imparatorlarından V. Charles'in soyundan geldiğini iddia eden,Avusturya İmparatoriçesinin oğlu doksan sekiz yaşındaki Otto Von Habsburg,ailenin en yaşlı üyesidir.Habsburg ailesi,Hıristiyanlık inançlarına ters düşen,Hz. İsa'nın karısı ve çocuğuyla birlikte çarmıha gerilmekten kurtularak Fransa'ya kaçtığı ve meşhur Merovengian(Merovenj) Hanedanlığı ile karışarak soylarını devam ettirdiğini savunmaktadırlar.

Ayrıca Otto Von Habsburg,kurulması planlanan Büyük İsrail Devleti'nde Kudüs Kralı olmaya aday olduğunu açıklamıştır.Habsburg ailesinin bir önemli özelliği ise Hz. İsa'nın soyunu korumaya adadıkları bilinen Sion Manastırı isimli örgütle çok yakın ilişkileri oldukları ve bu örgütü finanse ettikleridir.

Russell Ailesi:Bu ailenin geçmişi uyuşturucu ve köle ticaretine dayanmaktadır.Ayrıca Kurukafa Ve Kemik Tarikatı ve Yehova Şahitleri'nin kurucularındandır.Tarikatların kurucularından olmadan önce,General Russell İlluminati ile bağlantı kurmuş ve örgütün fikirlerinden etkilenmişti.Yehova Şahitleri satanist bir tarikattır.Gizli ritüelleri ve liderlerinin konuştukları Enokyan diline satanist tarikatlarda rastlanmaktadır.Russell ailesinin Pittsburgh'ta özel bir mezarlığı vardır.Ayinlerini ve gizli ritüellerini burada yapmaktadırlar.Russell Vakfı,Kurukafa Ve Kemik Tarikatı'nın gizli finansörüdürler.

Warburg Ailesi:Rothschild ailesinin ortakları ve geçmişi bu aileyle aynıdır.İspanya'ya kaçan Simon Von Kessel burada zamanla Warburg şehrine yerleşerek soyadını değiştirmiştir.Simon Von Kessel'in torunu Marcus Gumprich Warburg tefecilik ve tüccarlıkla Hamburg'a yerleşti ve bankacılık alanında yoğunlaştı.M.M. Warburg,bankasını kuran Marcus'un oğulları,Rothschild ailesi ile ilişkilerini yoğunlaştırdılar ve bütün Avrupa'nın finans piyasasını tekellerine aldılar.Almanya başbakanıyla ve prenslerle Max Warburg yakın ilişkiler içindeydi ve kraliyet saraylarına mali danışmanlık yapıyordu.

Oppenheimer Ailesi:Nicholas Oppenheimer,şeytani sistemin Güney Afrikalı üyesidir.Elmas Kralı babası Harry Oppenheimer'dan büyük bir miras devralmıştır.Dünyadaki elmas yataklarının yüzde doksan beşine ve diğer altın,platin gibi değerli taş ve maden yataklarının çoğunluk hisselerine sahiptir.Rothschild ailesinin desteğiyle Cecil Rhodes'un sahibi olduğu,Güney Afrika'daki en büyük maden şirketi De Beers Consolidated Mines Şirketi'nin kontrolünü elinde tutar.Dünyanın en büyük Yahudi Tapınağı olan Johannesburg'da inşa edilen tapınağın baş finansörüdür.Mossad ile yakın ilişkisi vardır.

Morgan Ailesi:Rothschild ailesinin ABD'deki,Rockefeller ile beraber en büyük ortaklarıdırlar.Kurucu aile üyesi J.P. Morgan(John Pierpont),Rockefeller Hanedanlığı'nın kurucusu John Davidson Rockefeller ile 1800'lü yıllarda ABD'nin para politikasını yönlendirmek üzere planlar yapmışlardır.J.P. Morgan'ın babası Junius Spencer Morgan,İngiltere'ye iş seyahatleri yapardı.George Peabody adlı bir yatırımcıyla ortak daha sonra adı Morgan&Company olarak değişecek olan bir finans şirketi kurmuşlardı.Rothschild ailesinin Amerika ayağı olarak beraber çalışmaya başladılar ve Rothschild ailesiyse Morgan ailesinin Avrupa yatırımlarını kontrol ediyorlardı.Morgan ailesi 1900'lü yılların başında Rothschild'lerden sonra dünyanın en büyük bankacılık devlerinden biri oldu.

Amerikan İç Savaşı sırasında Amerikan Masonik Devleti'ni dolandırmaktan suçlanan Morgan ailesi,mahkemeye verilmiş ama her nasılsa beraat etmişler,üstüne de tazminat almışlardı.Genç Morgan,ABD İç Savaşı sırasında ordunun bozuk diye tanesini 3.5 dolara sattığı 5000 adet tüfeği bir aracı ile satın almış,daha sonra bu bozuk tüfekleri tanesi 22.5 dolardan silaha ihtiyacı olan bir ordu komutanına satmıştı.Tüfeklerin bozuk olduğunu görünce,komutan parayı ödememek istemiş ama mahkeme,tüfeklerin parasıyla birlikte tazminat ödenmesine karar vermişti.

J.P. Morgan,Yale Üniversitesi'nin kurucularından biridir e Kurukafa Ve Kemik Tarikatı'nı finanse eder.ABD'nin çok uluslu dev şirketlerinden Ceneral Electrics,U.S Steel Corporation,International harvester Company ve kredi notu dağıtan kuruluşların sahibi olan Morgan&Stanley isimli dev finans şirketini yönetirler.

Bundy Ailesi:16. yüzyılda Amerika'ya göç eden Püriten bir ailedir.Kurukafa ve Kemik Tarikatı'na birçok üye veren bu aile,ABD yönetiminde önemli görevler üstlenmişlerdir.Bunlar Harvey Hollister Bundy,William Putnam Bundy ve McGeorge Bundy'dir.Harvey Hollister Bundy Müsteşar,Hazine Bakanı,Savaş Sekreteri'ydi ve atom bombasının yapımında Manhattan Projesi'nde görev almıştı.William Putnam Bundy,CIA,Ulusal Hedefler Başkanlık Komisyonu,Uluslararası Güvenlik Savunma Bakanı Yardımcısı,Vietnam Savaşı döneminde Doğu Asya ve Pasifik Sekreteri,CFR Foreign Affairs Editörü,Amerikan Meclisi üyesi görevlerini üstlenmişti.McGeorge Bundy Dış İşleri Politikaso Analisti,CFR Analisti,Savaş Sekreteri Yardımcısı,Ulusal Güvenlik Özel Yardımcısı,Ulusal Güvenlik Danışmanı,Ford Vakfı başkanı olarak üst düzey konumlarda çalışmıştır.

Freeman Alesi:Bundy ailesi gibi ABD danışmanlarının arasındadırlar.Gaylord Freeman,Roger A. Freeman,birçok başkan ve kongre üyesine tavsiyelerini ya da doğru bir tabirle emirlerini uygulatmıştır ama nedense hiçkimse onların adlarını duymamıştır.Gaylord Freeman,aynı zamanda Sion Tarikatı'nın liderlerindedir.Stephen M. Freeman,Amerikan kongresinde etkin bir Yahudi lobisi olan Anti Defamation league'nin(Yahudi Aklam Birliği) Kişi Hakları Bölümü'nü yürütmektedir.James D. Freeman Birlik Okulu denilen ve Hıristiyan Birliği için çalışan bir okula liderlik yapmaktadır.

Collins Ailesi:Collins ailesi new England'tan gelen çok köklü bir ailedir.Satanist bir kulüp olan Hell Fire Club üyesidirler.Bu kulüp üyeleri arasında ABD başkanları,İngiliz bakanlar,lordlar ve prensler de vardır.Bu kulüp üyeleri gizli cinsel ritüelleri yapmaktadırlar.Ailenin geçmişinde bazı aile mensupları cadılıkla ve büyücülükle suçlanmışlardır.(Jane Collins,1650'li yıllar)Ailenin Amerika'daki kolu Amerika İç Savaşı'ndan hemen önce Todd soyadını aldı.Ailenin damatları arasında eski Amerikan başkanları Madison ve Lincoln vardır.

Astor Ailesi:CFR'nin İngiltere kolu olan RIIA(Royal Institute of International Affairs) Uluslararası İlişkiler Kraliyet Kurumu Astor ailesi tarafından kuruldu.Kuruluş kayıtlarda hayır kurumu olarak geçer fakat zengin tabakanın isteklerinin hükümetlerin politikalarıyla uyuşmasını sağlar.Rounda Table kuruluşu Cecil Rhodes tarafından kurulmuştur ve Association of Helpers(Yardımseverler Birliği) ile beraber çalışan bir kuruluştur ve Clinton gibi ABD başkanlarına burs vermekle tanınır.Oxford Üniversitesi'nde verilen,Rhodes Bursu'nun sağladığı eğitimle tek dünya hükümetinin nasıl kurulacağı öğretilir.Astor ailesi özellikle uyuşturucu ticaretiyle ilgilenir ve CIA,MI5,MI6 ve Mossad'san büyük destek görür.

lord Ailesi:ABD'ye 16.yy. da gelen ve bireyleri örgüt için üst düzey görevler yapmış köklü bir ailedir.nathan Lord ve Thomas Lord aileleri,ABD yönetiminde etkin roller üstlenmişlerdir.Kurukafa Ve Kemik Tarikatı'nın  üyeleri arasında;Franklin Atkins Lord,William Galey Lord,Oswald Bates Lord,II. Charles Edwins Lord ve Winston Lord vardır.Winston Lord,1977-1985 yılları arasında CFR Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştı.Charles Edwin Lord döviz kontrolörlüğü yapmıştır.

Bildiğiniz gibi Türkiye'yi yönetenler,dünyayı yöneten ulus-ötesi şirket ve onların Batı karakollu devletlerinin ve onları yöneten tehlikeli,gizli örgüt ve tarikatların oluşturduğu,sermayeyi ellerinde tutan bir avuç zümredir.

Bu zümre,İstanbul merkezli,Ankara ortaklı bir yönetici sınıftır.''İstanbul ne kadar yukarıdaysa,Ankara o kadar derindedir.'' sözü Türkiye'nin yönetim şeklinin gayet iyi açıklar.Türkiye'yi İstanbul merkezli baronlar ve sermayesi yönetir.Ankara ise işbirlikçi bir vazife onların döngüsünü kusursuz bir şekilde hızlandırır.Çünkü Türkiye'nin köklü devlet geleneği çok güçlüdür ve kolay kolay yıkılamaz.Şirket-devlet savaşı sürmektedir anlaşılacağı üzere.

Doğan medyası da bu Türkiye'yi yöneten sermayenin en mihenk taşlarından biridir.Aydın Doğan'da baronudur.

Aydın Doğan Türkiye'yi CIA,BND,MOSSAD ve bunların medyalarından olan Axel Springer Verlag AG ile ortaklığı olup,diğer baron ortaklarıyla beş pasta dilimiyle Türkiye'yi yönetir.

Aydın Doğan hizmetindeki Hürriyet ve Almanya'daki ortağı Springer medyası CIA tekelinde ve Kai Diekmann yönetiminde bir zihin saldırı makinesidir.Fakat ikisi de Siyonist İsrail ve ABD güdümünde bir şirkettir.

Aydın Doğan ve medyası,ortaya çıkarıldığından beri Türkiye'yi yöneten karanlık güçlerden biridir.Kenan Evren ve ekibiyle işbirliği yaparak medya imparatorluğunu güçlendiren Aydın Doğan,Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsız olan ve Türkiye'nin global etkisini kırmaya çalışan bir karanlıklar prensidir.Batıyla ve özellikle Almanya ile işbirlikçilik yapan ve stratejik ticari ortaklık yürüten Doğan Grubu,Türkiye'yi etkisizleştirmek için 3.Havalimanı,3.Boğaz Köprüsü,hızlı tren gibi ulus-ötesi şirketlerin projelerine dolaylı muhalefet göstermekte ve PKK'yı desteklemektedir.CIA'in kurduğu ve BND'nin tekelinde olan Axel Springer Verlag AG ile ortaklığı olan tapınak şövalyesi Aydın Doğan,''İsrail'in çıkarlarını dünya üzerinde korumak'' için elinden geleni yapmaktadır.

Aydın Doğan'ın maşası ve ortaklığı olduğu Axel Springer'in hisselerininin tamamı İsrail Devleti'nin elindedir.İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yıldızı parlayana Axel Springer Verlag AG'in,Almanya ve dış ülkelerde 150 gazete ve dergisi bulunmaktadır ve 27 ülkede de bayiliği olan,11 binin üzerinde çalışanı bünyesinde barındıran bir gücü vardır.

Springer yayınlarının sadece Almanya'da günde 35 milyona yakın okuru bulunmakta ve Almanya'da oluşan ekonomik krize rağmen 2004 yılında operativ net kazancını 335 milyon 800 bin Euro'ya çıkarmasını başarmış bir şirket görünümünü sağlayabildi.Ve 1985 yılından bu yana borsalarda hisse senetleri satılıp-alınan şirketin yıllık geliri 2 milyar Euro'yu aşmaktadır.

Ulus-ötesi sermayenin tekeli olan ve Almanya'da 35 milyon okuru olan gazete ve dergilere sahip Axel Springer,Bild(günlük),Bild am Sonntag(haftalık),Die Welt(günlük),Welt am Sonntag(haftalık),Hamburger Abendblatt ve Berliner Morgenpost adlı bazı büyük gazeteleriyle,Alman medyasının elinde tutmaktadır.Beş milyon tirajlı Bild olmak üzere yüz elli gazete ve dergiye sahip Axel Springer AG Yayınevi,Amerikalı medya devi Haim Saban'ın sahip olduğu ProSieben,Sat1 televizyon grubunu satın alarak Bertelsman Medya Grubuyla,basın-yayın,televizyon,matbaacılık ve dünya çapında yayınevleriyle,dünya sisteminde yerini korumuştur.

Dünyayı yöneten Axel Springer medya devi ile ortaklık kuran CIA maşası,tapınak şövalyesi Aydın Doğan,kendisine verilen Haç nişanıyla birlikte ortaklık kurup,Türkiye'yi denetim altına almıştır daha da ateşli bir şekilde.

1970'li yıllarda Sirkeci'de lastik ve ikinci el kamyon ticaretiyle uğraşırken,cuntacı faşist Kenan Evren ve ekibiyle işbirliği yaparak medya imparatoru olan Aydın Doğan,ülkedeki krizlerden beslenerek büyümüş ve bugünkü gücüne ulaşmıştır.

Sadece o da değil;Tansu Çiller döneminde devletten 424,8 milyon dolar destek almış,Sabah ve Hürriyet grubuyla ''28 Şubat'' adlı sancılı dönemi bu ülkeye yaşattırmıştır.

POAŞ  olayı da vardır Aydın Doğan'ın.İşadamı Hayyam Garipoğlu,Petrol Ofisi'ni ihaleyle kazanmışken,Doğan ile iyi ilişkileri olan Mesut Yılmaz'ın önce Malki cinayetiyle ilgili kendisini üç gün nezarete attığını,bankasından mevduatların böyle çekildiğini,ardından MASAK baskısı sonrası POAŞ'ın Doğan'a geçtiğini iyi bilmekteyiz.

Bu kadarlar da bitmiyor.Aydın Doğan ve şirketlerinin Deutsche Bank'la ortaklığı var.DD Mortgage isimli şirketin yüzde 49'u Almanlara,yüzde 51'i ise Aydın Doğan'a aittir.

Aynı zamanda Aydın Doğan Medyası,tehlikeli,gizli örgüt ve tarikatlardan ödül aldı Uluslararası Karikatür Yarışması Ödülü'nde.Ne oldukları ortada!Bu arada bu makalemiz ikinci kez yayınlanıyor

Theodor Benyamin Ze'ev Herzl'i (1860-1904) incelemeden, modern Siyonizm'i incelememiz mümkün değildir.

Alfred Dreyfus davasında muhabir olan Herzl, uygar Fransızların "Yahudilere ölüm!" diye bağırmasıyla sarsılmıştı. Antisemitizm'in çözümünün Yahudi milli devletinin kurulması olduğuna o an ve orada karar verdi. Bu konuda, Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adında bir kitap yazarak, Yahudi anayurdu konusundaki vizyonunu tarif etti.

Siyonizm kendi icadı olmadığı halde, Herzl hareketin itici gücü oldu. Onu ideal lider yapan birçok unsur vardı:

- Daha aydınlanmış olarak kabul edilen Batı Avrupa'dandı (Doğu Avrupa'ya kıyasla);

- Çok iyi eğitim görmüştü;

- İyi yazabiliyor, iyi konuşabiliyordu;

- Karizmatik bir kişiliği, vakur bir duruşu vardı;

- Bir lider gibi hareket ediyordu.

Herzl her ne kadar Yahudiliğin'den asimile olmuş ve ne yazık ki atalarının dininden uzaklaşmış şekilde büyütüldüyse de, Viyana'daki antisemitizim ve Dreyfus olayı kendisinde çok büyük etki bırakmıştı. Siyonizm fikri ile o kadar bütünleşmişti ki, Avrupa ülkelerinin devlet liderleriyle sık sık görüşüyor ve İsrael Ülkesi fikri için taraftar toplamaya çalışıyordu.

29 Ağustos 1897 tarihinde Basel, İsviçre'de İlk Siyonist Konferansı topladı. Konferansa başlangıç aşamasındaki Siyonist politikayı oluşturan 16 ülkeden 197 delege katılmıştı. Bu toplantı modern İsrail Devleti'nin kuruluşunda önemli bir aşama oldu.

Daha sonra Herzl günlüğünde şöyle yazdı:

"Basel Kongresi'ni kamuoyu önünde telaffuz etmekten kaçınacağım bir kelime ile özetleyecek olursam: Basel'de Yahudi Devleti'ni kurdum. Belki beş yıl içinde ama muhakkak 50 yıl içinde herkes bunu bilecek." (Bkz The Siege (Kuşatma), Connor Cruise O'Brian.)

Gerçekten de İsrail Devleti 14 Mayıs 1948 tarihinde, 50 yıl ve 9 ay sonra ilan edildi.

Ne yazık ki Herzl bunu göremedi. 44 yaşında iken, Yahudi halkının yurdunu Uganda'da kurması önerisinin fırtınalı bir şekilde tartışılmasını takiben bir kalp krizi sonucunda öldü. Geçici olarak bu fikri desteklemiş olan Herzl, Yahudilerin İsrail toprağında yerleşmesi fikrine sadık kaldığını gösterdi ve aleyhinde olanları ikna ederek çekişmeyi sona erdirdi.

Herzl'in öyküsü trajiktir. Davası uğruna yaşamını verdi; bütün parasını bu dava için harcadığından öldüğünde iflas etmişti.

Belki de en acıklısı, arkasından davasını sürdürecek kimse bırakmamış olmasıdır. Yahudi olmayan karısı Julia görevi devralmaya çalıştı ama 35 yaşında öldü. Üç çocuğu -Pauline, Hans ve Trude- trajik bir şekilde can verdi. Pauline uyuşturucu bağımlısı oldu ve Fransa'da öldü. Hans Katolik olduktan sonra, Pauline'in cenaze töreni günü kendini vurdu. Trude Margarethe, Theresienstadt'da Nazilerin elinde hayatını kaybetti. Herzl'in tek torunu Stephen Theodor (Trude'nin oğlu) ismini Norman olarak değiştirdi ve Amerika'da bir köprüden nehre atlayarak intihar etti.

Herzl Avrupa'da gömülmüştü ama İsrail devleti kurulduktan sonra bedeni mezarından çıkarılarak İsrail'e götürüldü. Yeruşalayim'de, birçok devlet başının ve askeri kahramanın da gömülmüş olduğu ve Herzl Tepesi olarak bilinen bir mezarlıkta toprağa verildi.

ÖNEMLİ KİŞİLİKLER

Bu devrin önemli kişilikleri arasından üçünden söz etmeliyiz:

- Chaim Weizmann (1874 - 1952)

- David Ben-Gurion (1886 - 1973)

- Asher Hersh Ginsberg (1856 - 1927)

Weizmann ilk gençliğinde Hovevei Zion (Sion Aşıkları) olarak bilinen bir gruba katılmış olan, Rusya doğumlu bir kimyagerdi. Herzl'in 1904 yılında ölmesinden sonra Siyonist Hareket'in lideri oldu.

İlginç olanı Weizmann, 1915 yılında I. Dünya Savaşı'nın ortasında, barutun başlıca bileşeni olan yapay asetonu icat etti. İcadı Britanyalıların savaş için seri halde barut üretmesine olanak tanıdı.

Bu sebeple İngiltere hariciye sekreteri Arthur Balfour ile dost oldu. 1917 yılında Yahudilerin Filistin'de milli bir yurt kurması için Britanya'nın desteğini söz veren Balfour, asetonun kendisine Siyonizm'i kabul ettirdiğini söyledi. (Balfour Deklarasyonu'nu gelecek bölümde tartışacağız.)

David Ben-Gurion Polonya, Plonks'ta David Gruen olarak doğmuştu. Ufak tefek yapılı ama çok güçlü, son derece önemli bir kişilikti. Ateşli Siyonist olan dindar bir aileden geldiği halde, erken dönemde dini köklerini terk etti.

Ben-Gurion İsrail'e 1906 yılında, 20 yaşında iken gitti. İlk yerleşim birimlerinin portakal bahçelerinde ve şarap mahzenlerinde çalıştı. Po'alei Zion'da (Sion Çalışanları) aktifti ama partisinde bazı karşıt konumlar aldı. Örneğin göçmenlerin ve yerleşimcilerin kendi işlerini Diaspora'nın müdahalesi olmadan yürütme hakkı; İsrail'e göç etmenin her parti üyesinin zorunluluğu olduğu; ve İbranice'nin partisinin tek dili olması gerektiği gibi.

O zamanlar İsrail toprağı hâlâ Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolü altındaydı ve İstanbul'da bir süre hukuk okumuş olan Ben-Gurion Türkiye'ye sadakatten ve Yahudiler için Osmanlı vatandaşlığının benimsenmesinden yana idi. Ancak I. Dünya Savaşı patlayıp da Türkler Siyonistlere karşı çıkmaya başlayınca Ben-Gurion'un başı mercilerle belaya girdi ve sürgün edildi. New York'a giderek Ahdut ha-Avoda'yı (Birleşik Çalışma Partisi) kurdu.

(Ben-Gurion'un öyküsündeki ikinci bölüm: İsrail'e geri döndüğünde 1935 yılında Yahudi Ajansı'nın başı, 1948 yılında ise İsrail'in ilk başbakanı oldu - bunları gelecek bölümde ele alacağız.)

Üçüncü önemli kişilik, takma adı Ahad HaAm olan Asher Hersh Ginsberg idi. Aslında Doğu Avrupa toplumundaki Yahudileri kültürlerinden arındırma planları düş kırıklığına uğrayan Maskilim'den biri idi. İlk Siyonist hareketin büyük entelektüel lideri oldu. Yahudi devleti vizyonu, dünyanın zulüm gören Yahudileri için bir sığınak değil, modern Yahudi'nin yeni çağdaş Yahudi kültürünün merkezi olabilecek "aydınlanmış", ileri ve laik bir devlet kurabileceği bir yerdi.

1897'de The Jewish State and The Jewish (Yahudi Devleti ve Yahudiler) adlı eserinde şöyle yazdı:

"Aşamalı olarak büyüyecek olan Yahudi yerleşimi zamanla ulusun merkezi haline gelecek. Orada ruhu tam bir ifade bulacak ve her yönüyle, muktedir olduğu en yüksek mükemmellik derecesine ulaşacak. Sonra bu Yahudilik ruhu, merkezinden daha geniş bir çembere, Diaspora'daki bütün toplumlara yayılacak, onlara yeni bir hayat ilham edecek ve halkımızın birliğini koruyacak. Filistin'deki milli kültürümüz bu seviyeye ulaştığında, o toprağın kendinde, uygun zamanda bir devlet kurabilecek yetenekte insanlar yetiştireceğine emin olabiliriz: sadece Yahudilerin Devleti değil, gerçekten bir Yahudi Devleti olacak olan bir devlet."

Ginsberg Siyonist harekette hakim unsuru temsil ediyordu: Yahudilere asimile olmaya yardım ederek Antisemitizm sorununu çözmek isteyen aydınlanmış Yahudiler. Ancak daha sonra çabalarının boşuna olduğunu anladılar. Yahudiler diğerleri ile karışmaya ne kadar çalışırsa çalışsın, gördükleri korkunç zulüm karşısında, bir Yahudi anayurdu için çalışmaya koyuldular

Dünya görüşlerini şekillendiren başlıca unsur yalnızca fiziksel bir Yahudi anayurdu kurmayı temel alan bir milliyetçilik değildi. Anayurdunu kuracak ve koruyacak yeni türde bir Yahudi de yaratmaktı. Bu ilk Siyonist düşünürlerin çoğu, asırlar süren gettolaşma ve zulmün Yahudileri gurur ve güçlerinden yoksun bıraktığını hissediyordu. Bir anayurt kurmak onurlu, kendine yeten bir Yahudi gerektiriyordu; çiftçilik yapabilen, kendini koruyabilen ve ülkeyi inşa edebilecek bir Yahudi. Omuzları çökmüş, her zaman zalimlerin merhametine sığınmış, acınacak bir manzara arz eden dindar, zavallı ve gettolaşmış Yahudi artık ortadan kalkmalıydı.

Bir devlet kurmak tamamıyla farklı bir şey gerektiriyordu: bir "İbrani". İlk Siyonistler kendilerini Yahudi değil, "İbrani" diye adlandırıyor, Alman, Rus ya da Yidiş isimlerini daha İbranice ve milli çağrışımlar yapacak şekilde değiştiriyorlardı (örneğin David Gruen, David Ben-Gurion oldu). Bu ilk Siyonist liderler dinin, Avrupa'nın getto ve shtetl'lerinde Yahudi kimliğini muhafaza ettiğini tabii ki biliyordu ama modern Yahudi devletine artık buna ihtiyaç olmayacağını düşünüyorlardı.

SİYONİZME TEPKİ

Bu tutum birçok rabinik liderin Siyonizm'e karşı olmasının kısmen nedenidir. İlk laik Siyonistlerin dine karşı gelmesine ve dini değerlerden yoksun bir devlet fikrine tepki gösteriyorlardı. Lubin Tsadik'i olarak da bilinen Rabbi Tsadik HaKoen Rabinowitz (1824-1900) görüşünü şöyle dile getirir:

"Kuşkusuz biliyoruz ki eğer inansaydık, Tanrı'nın bizi kurtaracağına gerçekten güvenseydik, Tanrı'nın emirlerine uysaydık, bugün bile Kutsal Topraklarda yaşıyor olurduk. Neden Toprak kaybedildi? ‘Çünkü onların önüne koyduğum Kanunlarımı terk ettiler.' Siyonistlerin emirleri reddettiği ve her türden kötülüğe bağlandığı açıkça belirtildi. Siyonistler hakimiyeti ele geçirirse, Yisrael'in kalplerinden Tanrı inancını ve Tora gerçeğini çıkarmaya çalışacakları anlaşılıyor. Asimilasyon giysilerini yırttılar ve Yahudiliğe hevesli görünmek için bir heves pelerinine büründüler. Aslında inancımızın altında bir kuyu kazıyor ve Yisrael'i Şehina'nın (İlahi Varlığın) kanatlarının altından çıkarmaya çalışıyorlar."

Siyonizm'deki tek problem dine karşı tutumları değildi. 19. Yüzyılda Almanya'da başlayan Reform Akımıyla da birlikte, İsrael Ülkesi'ne taşınan bütün Yahudileri asimile edip dinlerinden koparmak için ellerinden geleni yaptılar. Bu acı olay daha çok Sefarad Yahudileri'nin din karşıtı kibutslara yerleştirilmesi ile gerçekleşti. Sefarad Yahudileri her ne kadar Avrupa'daki Aydınlanma çağını görmemelerine ve bu sayede dinlerinden uzaklaşmamalarına rağmen, İsrael Toprakları'na gelince dinlerinden kendi kardeşleri tarafından koparıldılar.

Bütün Ortodoks Yahudiler bu görüşü paylaşmıyordu. Ülkeye geri dönmek için en tutkulu savaşçılar olan çok sayıda dindar Siyonist vardı.

Geçen bölümde gördüğümüz gibi Rabbi Shmuel Mohilever, Baron de Rothscild'in ilk yerleşimcileri desteklemesi için çok etkileyen ilk dindar Polonya Siyonistlerinden idi.

Bir başka önemli kişi, laik Siyonistlerin attığı temellerde Tanrı'nın elini gören ve onlarla çalışmaya karar veren Kabalacı Rabbi Abraham İsaac Kook idi. Yeni doğan milliyetçiliğin kutsallığı hakkında ünlü Orot'u (Işıklar) yazdı. 1921 yılında Filistin'in baş rabi'si oldu. Amerika ve Almanya'daki Reform Yahudiler Siyonizm'e çok karşıydı. Alman Reform Yahudiler şöyle dedi:

"Milli dönüş (İsrail'e) umudu, baba yurdumuza (Almanya) karşı duygularımızla çatışmaktadır." Amerikan Reform Yahudileri ise şöyle dedi:

"Kendimizi artık bir ulus değil, dini bir cemaat olarak görüyoruz. dolayısıyla ne Filistin'e geri dönmeyi, ne de Yahudi devleti ile ilgili herhangi bir kanunun yeniden yerine konmasını bekliyoruz..."

İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ ALİYA

Yahudi aleminin genelde tepkisi ne olursa olsun, Yahudiler İsrail'e geri dönmeye devam etti.

Son bölümde 1882 ile 1891 yılları arasında İsrail'e 30.000 Yahudi'yi götüren ilk aliya'yı -ülkeye çıkış- ele almıştık.

1903 yılı paskalyasındaki Kishinev Pogromunu ve 1905 yılındaki ilk başarısız Rus devrimini takip eden ikinci aliya, 1904 ile 1914 yılları arasında 40.000 başka Yahudi'yi İsrail'e götürdü. I. Dünya Savaşı ile Rus Devrimi'nin ardından üçünü aliya 1919 ile 1923 yılları arasında 35.000 kişiyi daha götürdü.

Bir Yahudi anayurdu rüyası artık yalnızca bir rüya değildi. Muzaffer müttefik güçleri I. Dünya Savaşı sırasında kaybeden tarafı tutan Osmanlı İmparatorluğu'nu fetheder ve Britanyalılar Ortadoğu'nun kontrolünü eline geçirirken rüya gerçeğe dönüşmekteydi.

İŞTE TÜRKİYE'DEKİ BİLDERBERGCİLER :

Bilderberg Grup 1954 Mayısı'nda Hollanda'nın Osterbeek kentindeki Bilderberg Oteli'nde toplanan bir grup mason tarafından kuruldu. Grubu tasarlayıp oluşturan asıl kurucu İsveç Franmasonluğu üstad-ı azamı Joseph Retinger (1887-1960)'dir. Bu gizli grubun finansmanının önemli bir kısmı Amerika'daki Rockefeller Vakfı tarafından karşılanır. Diğer finansör ünlü banker Rothschild ailesidir. Bilderberg çok uluslu bir hükümet gibidir.

    Bilderberg birçok kaynakta "Dünyanın Efendileri" şeklinde tanımlanır. Bilderberg Grubun geçmişine ilişkin kapsamlı bilgi bulabilmek çok zordur. Başvuru kaynaklarında kurulduğu yer, tarih ve toplantılara katılan bazı önemli şahısların isminin dışında bir bilgi bulmak mümkün değildir. Kurulduğundan bu yana Bilderberg toplantılarının tamamı basına ve kamuoyuna gizli yapılmış, burada konuşulanlar hakkında hiç kimse bilgi sahibi olamamıştır. Bu toplantılara katılanlar, burada konuşulanları ne pahasına olursa olsun bildirmeyeceklerine yemin ederler. Ünlü bir Türk siyaset adamının dediği "görevimden istifa etmemi isteseler bile burada konuşulanları kimseye söylemem" sözü bu gizliliği ortaya koymaktadır.

    Örgüt, sermaye, siyaset, gizli örgütler ve iş dünyasının ünlülerini biraraya getirir. Her yıl yapılan toplantı üç gün sürer. Gizli bir masonik teşkilat olan Bilderberg'in en belirgin özelliği, devletlerin kilit noktalarında görev yapan üst düzey masonları bünyesinde toplamış olmasıdır. Bu nedenle Bilderberg, bir tür masonik zirve toplantısı olarak kabul edilmektedir. Toplantılar sırasında konuların gizli kalacağına söz verilir. Görüşmelerden sonra, yalnızca katılanlara özel bir rapor dağıtılır. Bu örgütle ilgili en detaylı bilgi İspanyol İstihbarat Örgütü'nün üst düzey yöneticisi Luis Gonzales Mata'nın kitabıdır. "Dünyanın Gerçek Efendileri" isimli kitap 1975 yılında Paris'te Bernard Grassed Yayınevi tarafından yayınlanmış, fakat piyasadan toptan satın alınmış ve okuyucuya ulaşması engellenmiştir.

     ÖZETLE ; Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Osterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar (Ross 2000, Marrs 2000). Toplantılar son derece gizli koşullarda ve özel ortamlarda yapılır. Katılanlar bu konuda hiçbir bilgi vermezler. "Spotlight" isimli bir dergileri de vardır.Bilderberg'in kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in babası olarak bilinir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nın rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir NAZİ SS üyesidir, 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir (Marrs 2000). ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin bazıları da Bilderberg üyesidir. 

    Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Hedefi; Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantıları; hem CIA, hem de o ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder. Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların çoğunluğu Bilderberg üyesidir, halen bu gizli Bilderberg üyeleri Türkiye'nin etkin yönetiminde rol almaktadırlar. Türkiyedeki toplantılar şu ana dek 18-20 Eylül 1959'da Yeşilköy-İstanbul'da, 25-27 Nisan 1975'te (Çeşme'de Hotel Altın Yunus'ta) yapılmıştır. 2001'deki toplantı ise İsveç'te gerçekleşmiştir.

 

                                                                         ILLUMİNATİ 
   İlluminati, 1 Mayıs 1776 da Adam Weishaupt tarafından Almanya Bavyera'da kurulmuştur. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesinde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. Ama hükümete karşı bazı hareketler de içeren yayınları nedeniyle 1786'da polis tarafından basılmış ve ondan sonra da tamamen yeraltına inmiştir. İlluminati'nin daha sonra çok güçlendiği ve 1833'de Yale Üniversitesinde General William Russel tarafından Skulls and Bones Society olarak kurulduğu (SBS) rivayet edilmektedir. Yani bir rivayete göre SKS İlluminati'nin ABD'deki devamıdır. 

    İlluminati adını ve üyelerini inanılmaz bir sır gibi saklayan ölümcül bir kuruluştur. Bugün hemen her ülkede mevcuttur. Özel eğitim, tören ve alt kültürlerden gelmeyenler İlluminati'ye kabul edilmezler. ABD başkanlarının pek çoğu İlluminati'den ya icazet alırlar ya da üyesidirler. İlluminati o kadar gizlidir ki, varlığından bile bahsedilmez. Bu gizli örgüte ihanet edenlerin cezası kayıtsız şartsız ölümdür. Illuminati'nin NATO ile veya Gladyo gibi yeraltı örgütleri ile de ilişkisi olduğu sanılmaktadır. BUNUN TEK İSTİSNASI TİMAŞ YAYINLARINDAN ÇIKAN  "İlluminati" ADLI ESERDİR.

        
                                      CFR  ( COUNCIL OF FOREIGN RELATIONS )
                                                           
( DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ )

'Council of Foreign Relations' (CFR), Yahudilerin dünya politikasını kendi kontrolleri altında tutmak amacıyla Yahudi Walter Lippman önderliğinde kurulmuştur.( Bknz: Lectures Françaises, sayı 214, sf.31-34)

'Grup düzenli seminerlerden ve haftalık toplantılardan ayrı, yemekler verip Yahudi dünyasının ünlü isimleri bir araya getirir. Bu gizli yemeklere konuk olarak katılanların başında, Küba'dan Fidel Castro, İngiltere'den Edward Heath, İsrail'den eski Savunma Bakanı Moshe Dayan ve Almanya'dan Sosyal Demokrat Lider Yahudi Will Brandt gelir.' (Bknz: Lectures Françaises, sf. 86)

Bu kuruluşun bütün maddi giderleri Yahudi J.P.Morgan & Co, Cornegie Vakfı, Rockefeller ailesi ve öteki Yahudi Wall Street bankerleri tarafından karşılanır. Bu çevrelerin yoğun destekleriyle kurluşundan çok kısa bir süre sonra dış politikada etkili rol oynamaya başlamıştır.

'37 daimi üyesinin 10 tanesi Yahudi, diğerleri ise yüksek dereceli Mason'dur. İlk başkanlığını Amerikalı senatör Yahudi Rudy Boschwitz yapmıştır.' (Bknz: They Dare to Speak Out, sf:180)

ABD eski Yahudi Dışişleri bakanı George Schultz sinegogda konuşmada. George Shultz: - İsrail özgürlüğün büyük gücü ve ABD'nin stratejik ortağıdır. (Atlanta Council of Jewish Federations, 19 Kasım 1983)

Washington'daki Dışişleri Bakanlığı göstermelik bir kurumdur. Amerika'nın gerçek  'Dış İşleri Bakanlığı'; CFR'dir. ABD'nin 6 başkanının dışişleri danışmanlığını ve CFR başkanlığını yapan John Mcloy bu konuyu şöyle ifade etmiştir: '- Yeni bir isme ihtiyacımız olduğunda CFR üyelerine bir göz atmamız ve New York'u aramamız yeterliydi.' (People's Almanac, sf.87)

CFR son 50 yılın Dışişleri Bakanlığı için eğitim ve çıkış yeri olmuştur. John Foster Dulles'le başlayan tüm Dışişleri Bakanları sadece biri hariç CFR üyesiydi. Bu bakanlar, Dean Rusk, Cyrus Vance, Edmund Muskie, HENRY KİSSİNGER, George Schultz, Alexander Haig'tir.

 

                                      TÜRKİYE'DEKİ  CFR VE BİLDERBERGLERİN LİSTESİ

       Bilderberg, CFR veya Trilateral Komisyon üyesi ve kolesi kişiler  (Kaynak: Who is Who of the Elite, Robert Gaylon Ross, 1999, ve CFR'in SPOTLIGHT isimli gizli yayını, bilgiler 1991-1999 arası bilgileridir)

BİR KAÇ GRUBA ÜYE OLANLAR [ B: Bilderberg, ][ CFR: Council on Foreign Relations, ][ TR: Trilateral Komisyon ]

  • Semih Akbil (B)

  • Eli Hikmet Alp (B)

  • Selahattin Beyazit (B, TR)

  • Dinç Bilgin (B, TR)

  • M. Nuri Birgi (B, TR)

  • Selattin Boyazit (B)

  • Cem Boyner (B, TR)

  • İhsan Sabri Çağlayangil (B, TR)

  • Ismail Cem (B)

  • Hikmet Çetin (B, TR)

  • Tansu Çiller (B, TR) Eski Başbakan

  • Özer Çiller (B)

  • Süleyman Demirel (B, TR)

  • Kemal Derviş (B, TR, CFR)

  • İhsan Doğramacı (B, TR)

  • Aydın Doğan (B, TR) Aydın Holding

  • Bülent Ecevit (B, TR)

  • Bülent Eczacıbaşı (B, TR)

  • Nejat Eczacıbaşı (B, TR)

  • Gazi Erçel (B)

  • Üstün Erguder (B, TR)

  • Turan Feyzioğlu (B)

  • Meral Gezgin Eris (B, TR)

  • Oğuz Gökmen (B, TR)

  • Emre Gönensay (B, TR)

  • Vitali Hakko (B, TR)

  • Vahit Halefoğlu (B, TR)

  • Kamran İnan (B, TR)

  • Hasan F. Işık (B, TR)

  • Jak Kamhi (B, TR)

  • Gülten Kazgan (B)

  • Suna Kıraç (B, TR)

  • Rahmi Koç (B)

  • Şerif Mardin (B, TR) Studies, Professor

  • Turgut Özal (B, TR, CFR)

  • Tugay Özçeri (B)

  • Hüsamettin Özkan (B, TR)

  • Sakıp Sabancı (B, TR, CFR)

  • Tahsin Şahinkaya (B, TR,)

  • Sinan Tara (B, TR)

  • Şarık Tara (B, CFR)

  • İlter Türkmen (B, CFR)

  • Halil Tunç, (B, TR)

  • Memduh Yasa (B)

  • Selçuk Yaser (B)

  • Mesut Yılmaz (B)

  • Erkut Yüceoğlu (B)

    (Not: Bu isimler tüm Türkiye'deki üyeleri yansıtmamaktadır)

                BILDERBERG TOPLANTILARINA SÜREKLI KATILANLAR VEYA BILDERBERG'E ÜYE OLANLAR

(Aşağıdaki isimler tüm liste değildir, tüm listeyi daha detaylı olarak vereceğiz, yukarıdaki Bilderberg üyelerinin tamamı Bilderberg toplantılarına katılır)

  • Semih Akbil(Dışişleri)

  • Ali Hikmet Alp (C. S. C. E. nin sürekli temsilcisi)

  • Nureddin F. Alpkartal (Parlemento)

  • Tekin Arıburun (Türk Hava Kuvvetleri)

  • Ugur Bayar (Ozellestirme)

  • Burhan Belge (Parlemento)

  • Selahaddin Beyazit (Yönetici)

  • Dinç Bilgin (Sabah Anonim Şirketi)

  • Muharrem Nuri Birgi (NATO)

  • Cem Boyner (Yeni Demokrasi Hareketi)

  • İhsan S. Çağlayangil

  • İsmail Cem (Dişişleri)

  • Hikmet Çetin (Dişişleri)

  • Tansu Çiller (parlementer)

  • Özer Çiller

  • Süleyman Demirel

  • Vecdi Diker (Turkish Road Transport, Başkan)

  • İhsan Doğramacı (YÖK kurucusu)

  • Bülent Ecevit (Başbakan)

  • Nejat F. Eczacıbaşı

  • Bülent Eczacıbaşı

  • Gazi Erçel (Merkez Bankası)

  • Sedat Ergin (Hürriyet)

  • Üstün Erguder (Boğaziçi Rektör)

  • Melih Esenbel

  • Turan Feyzioğlu (Parlamento)

  • Meral Gezgin Eris (ECON, DEVEL Foundation)

  • Nail Gidel

  • Oğuz Gökmen (Parlementer)

  • Emre Gönensay (Dişişleri)

  • Vahit Halefoglu (Dişişleri)

  • Kamran İnan (Parlementer)

  • Hasan F. Işık (Parlementer)

  • Jak Kamhi

  • Gülten Kazgan (İstanbul Ün. İktisat,Prof)

  • Suna Kıraç (KoçHolding)

  • Rahmi Koç (KoçHolding)

  • Şerif Mardin (Prof.)

  • Celal Bayar (eski cumhur bşk.)

  • Tugay Özçeri (Dişişleri)

  • Hüsamettin Özkan (Başbakan Yardımcısı)

  • Selim Sarper

  • Sinan Tara (Enka Holding)

  • Selahattin Tokay (Yonetici)

  • Ahmet Tokuz

  • Halil Tunç (İşçi SendikalarıFederasyonu)

  • İlter Türkmen

  • Memduh Yasa (İktisat)

  • Selçuk Yaser (yönetici)

  • Erkut Yüceoğlu (TÜSIAD)

     Bill Clinton, Antony Lake, Al Gore, George Bush, Warren Christopher, Colin Powell, Les Aspin, James Woolsey (eski CIA direktörü) gibi isimlerin CFR isimli bir komisyona kayıtlı olmaları herhalde sizleri bunca bilgiden sonra şaşırtmaz. Elimizdeki listeler burada yayınlanamayacak kadar fazladır. Ama dünyadaki en ciddi karar mercilerine gelenlerin bağlı oldukları bir örgüt olması herhalde doğal karşılanabilir, üstelik bunların bazıları Bilderberg veya Skulls and Bones Society üyesidirler. Yani hiç kimse hak ettiği ve olması gerektiği için bir pozisyonda değildir bu Yeni Dünya Düzeni'nde. İplerin altında ne kadar iyi oynayabildiği, ne kadar sır tuttuğu ve bu örgütlere ne kadar bağlı olduğu önemlidir onlar için. 

     Özetle ;CFR, 21 Temmuz 1921'de New York'ta kurulmuştur (Marrs 2000; Ross 2000). Daha ziyade New York ve Washington DC'de yaşayan elitlerden oluşan CFR'nin bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarda en etkin konumlarda bulunan 3 bin 300 üyesi mevcuttur. Bu sayı bir zamanlar bin 600 ile sınırlıydı. Özellikle tüm FBI, CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu örgütün de elemanıdır ve CFR'nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar. CFR, 2. Dünya Savaşı'nda çok önemli bir rol oynadığı gibi, yayınladığı Foreign Affairs isimli dergi ile de çalışmalarını tüm dünyaya duyurur. CFR her ne kadar gizli olmayan bir görünüme sahip olsa da, bu gerçek değildir. CFR, SBS, Bilderberg gibi çok gizli bir örgüttür. 

       CFR Yahudi finansörlerce kurdurulmuştu. CFR'nin kuruluşunda böylesine belirgin bir Yahudi etkisi olması, kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Yahudi önde gelenleri, Amerikan yayılmacılığına öncülük edecek ve kurulduğu tarihten sonra da Amerikan dış politikasına büyük etki yapacak olan böyle bir kuruluşun oluşumuna acaba neden öncülük etmişlerdir?

    Bu noktada akla, "bu doğal bir şey, tarih boyunca sermaye sahipleri politikayı etkilemişlerdir" gibi bir açıklama gelebilir. Olaya böyle bakıldığında da Amerika'daki pek çok sosyalistin yaptığı gibi CFR bir "burjuva örgütü" olarak tanımlanabilir, "yüksek sermayenin politika üzerindeki denetim mekanizması" olarak yorumlanabilir.

     Ama burada konuyu değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken önemli bir nokta var. Çünkü CFR'yi kurduran finansörlerin "Yahudi olma" gibi ortak bir özellikleri vardır. Daha da önemlisi, hepsi "Yahudi oluşlarına" çok önem veren, bu nedenle Amerika'daki, hatta dünyadaki sayısız Yahudi örgütüne destek olan kişilerdir. İsrail Devleti'nin ilk aşaması olan Filistin'e Yahudi göçü projesinin en önemli destekçileri de aynı kişilerdir. Evlenirken hep "ırk-arasında" eş seçimi yapmaları bile, sözkonusu sermayedarların önemli bir "ırk bilinci"ne (daha doğrusu saplantısına) sahip olduklarını gösteriyor.

    Dolayısıyla, bu kişilerin Amerikan politikasını yalnızca kendi kişisel ekonomik çıkarları için yönlendirmek istediklerini düşünmek eksik bir değerlendirme olacaktır. Sahip oldukları güçlü "ırk bilinci", mutlaka CFR'yi kurdurmalarında önemli rol oynamış olmalıdır. Amerikan dış politikasını herhangi bir "Yahudi olmayan" Amerikalı sermayedardan farklı olarak kendi kişisel çıkarlarının da ötesinde, Yahudi ırkının çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istemiş olmalıdırlar.

    Olayı daha geniş bir açıdan incelediğimizde ise, sözkonusu açıklama daha da kesinlik kazanmaktadır. Amerika'nın, başından beri Yahudi önde gelenleri tarafından Mesih Planı için kullanışlı bir aygıt olarak düşünüldüğünü, Kabalacı Kolomb'un kıtayı, "Yahudiler için iyi bir yer" olması niyetiyle "keşfettiğini" hatırlarsak, ABD'nin misyonunu daha iyi anlayabiliriz. Yahudi önde gelenlerinin, Mesih Planı için kullanabilmek amacıyla, ülkeyi en başından beri kontrol altına almaya çalıştıklarını, bu nedenle masonluğu kendi elleriyle Yeni Dünya'ya getirdiklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ya da Püritenlerin ülkeye nasıl "judaizer" misyonunu yüklediğini hatırladığımızda, Amerika için biçilen işlevi daha açık bir şekilde görebiliriz. (Bkz. 1. bölüm)

     ABD, başından beri, Yahudi önde gelenlerinin denetimi altında olacak dünya-hakimi bir güç şeklinde tasarlanmıştır. Amerika'yı dış müdahaleye, yayılmacılığa zorlayanların da yoğun olarak Yahudiler, ya da onlarla "ittifak" içindeki masonlardan oluşması bunun önemli bir göstergesidir. Önceki sayfalarda Amerika'yı ilk kez emperyal bir güç haline getiren İspanya savaşının Yahudi medyası tarafından kışkırtıldığına değinmiştik. Amerika'nın I. Dünya Savaşı'na girişi de Wilson'ın akılhocaları, yani Yahudiler aracılığıyla olmuştur. Amerikalı gazeteci Andrew I. Killgore da, Amerika'nın I. Dünya Savaşı'na girmesindeki Yahudi etkisine dikkat çekiyor. Killgore'un yazdığına göre, Dünya Siyonist Örgütü liderleri, İngiliz hükümetini Siyonizme destek veren Balfour Deklarasyonu'nu yayınlaması için zorlarken, deklarasyon yayınlandığında kendilerinin de Amerikalı soydaşları aracılığıyla ABD'yi İngiltere'nin yanında savaşa sokacakları sözünü vermiş ve gerçekten de İngiltere'yi bu konuda ikna etmişlerdi.50

    Olayı bu çerçeve içinde değerlendirdiğimizde, CFR'deki belirgin Yahudi etkisi çok daha anlamlı hale gelmektedir. Çünkü Mesih Planı, Mesih gelmeden önce de, dünyada Yahudi-kontrollü bir sistemin belli ölçüde kurulmasını öngörmektedir. Kabalacılar'ın kehanetleri yorumlayış şekli, Mesih'in gelişinden önce, pek çok sonuca "insan eliyle" varılacağı yönündedir. Dolayısıyla inanışa göre Yahudilerin Mesih gelmeden de belirli bir egemenlik kurmaları gerekmektedir; Mesih'in bu hazır düzenin kontrolünü ele alacağı ve "metafizik" katkılarla egemenliği daha da sağlamlaştıracağı beklenmektedir. (Bkz. "Giriş" bölümü)

      Kabalacıların yorumu böyleyken, dünyadaki en büyük politik ve askeri gücü olan ABD'nin "ırk bilinci" yüksek Yahudiler tarafından oluşturulan kurumlar aracılığıyla yönetiliyor olmasını bir tesadüf olarak yorumlamak akılcı gözükmemektedir. Görünen, Amerika'nın, Mesih Planı'ndaki önemli misyonunu CFR gibi kurumlar sayesinde yerine getirdiğidir.
 

                                                    CFR'nin 'Rockefeller Bağlantısı'

   Üstteki yorumların ardından açıklık getirilmesi gereken bir nokta vardır: CFR, üstte değindiğimiz Yahudi finansörler tarafından oluşturulmuştur, ancak, CFR'nin denetimi, ilerleyen yıllarda bir başka büyük sermayedarın, Rockefeller ailesinin eline geçmiştir.Bunun nedenine az sonra değineceğiz, önce kısa bir şekilde Rockefeller ve CFR ilişkisine göz atalım.

    Dan Smoot, CFR'nin güç ve etkisinin kurulduğu yıldan sonra istikrarlı bir biçimde arttığını bildiriyor. Örgütün tarihindeki dönem noktasını ise, 1927 yılı olarak belirliyor. Çünkü 1927 yılında, CFR'yi finanse eden sermayedarların arasına çok önemli bir isim daha katılıyor. Sonradan CFR'nin en büyük finansörü ve dolayısıyla arkasındaki asıl güç haline gelecek olan isim, ünlü "petrol kralı" Rockefeller ailesi.

    1929 yılında CFR, Rockefeller'ın verdiği para ile, bugünkü adresine taşınıyor: The Harold Pratt House, 58 East 68th Street, New York City. 1930'lu yıllardan sonra Rockefellerlar, CFR'ye iyice hakim oluyorlar. 1939 yılında, Konsey'in Dışişleri Bakanlığı için araştırma ve tavsiyeler yapması için bir anlaşma yapılıyor. Rockefeller Vakfı, bu çalışmaların giderlerini üstlenmeyi kararlaştırıyor. O tarihten sonra da Rockefellerlar, CFR'nin en büyük maddi destekçisi oluyorlar. 1940-1945 yılları arasında Rockefellerlar'ın Konsey'e akıttığı para 300 bin doları aşıyor. (O yıllarda Konsey'in başkanlığına getirilen Isaiah Bowman'ın Yahudi oluşu da dikkat çekici.)

    1945 yılında San Francisco'da Konsey'in gücünü belgeleyen önemli bir gelişme yaşanıyor. Birleşmiş Milletler toplantısına katılan ABD delegasyonundaki 40'ın üzerindeki isim CFR üyeleri arasından seçiliyor. CFR üyelerinin en etkini ise Nelson A. Rockefeller...

    Siyasi gözlemciler, 1945'ten sonraki ABD politikasının kesin olarak CFR egemenliğinde düzenlendiği konusunda birleşiyorlar. CFR'nin egemenliğinin Rockefellerlar'ın elinde olduğu konusunda da. Rockefeller'ın CFR üzerindeki denetimi, Amerika'da çokça yazılıp-çizilmiş bir konudur. Öyle ki bugün bazı Amerikalı yazarlar, CFR'yi "Rockefeller ailesinin politik kurumu" olarak tarif ederler. Örneğin, Collier Peter ve David Horowitz adlı iki yazarın yayınladığı The Rockefellers: An American Dynasty (Rockefellerlar: Bir Amerikan Hanedanı) adlı kitapta, Rockefellerlar-CFR ilişkisi şöyle dile getiriliyor:

    Rockefeller'lar anlıyorlar ki, finans gücü, politik güç kazanmaya temel olabiliyor. Sonra da politik güç, finans gücünü besliyor. Böylece CFR yani Dış İlişkiler Konseyi kuruluyor. David Rockefeller ilerleyen yıllarda başkan oluyor... Konseyin, bin altı yüz üyesi bulunuyor. Yüksek finans çevreleri, üniversiteler, politika, ticaret, basın ve televizyon çevrelerinden... Çoğu ünlü kişiler. Az tanınanlar bile, en güçlü kişilerden seçilmiş.

    Konsey, kuruluşundan sonraki ilk elli yılda, gizli kalmayı istiyor ve kalıyor. 1972 yılında bu sır perdesi, Profesör W. C. Skousen'in 'bestseller' kitabıyla, biraz aralanıyor. Ayrıca, New York Times ve New Yorker'da iki yazı yayınlanıyor. Buna göre CFR, ABD'nin iç ve dış ilişkilerinde yıllardan beri ' devletüstü' bir rol oynuyor. Dış yardımlardan NATO'ya kadar, her işe parmağını sokuyor.

    Rockefeller'ın CFR üzerindeki denetimi yalnızca Konsey'e akıttıkları dev boyuttaki para ile sınırlı kalmıyor. Rockefellerlar, paranın verdiği güçle, kurumun başına kendi "adam"larını atıyorlar. CFR'nin uzun yıllar başkanlığını yapan John McCloy'un Rockefeller Vakfı'nın yöneticisi ve Rockefeller ailesinin de özel avukatı olması bunun bir örneği. Rockefeller Vakfı'nda hizmet eden John Foster Dulles, Henry Kissinger, Cyrus Vance gibi isimlerin CFR'nin önde gelen üyeleri ve de ABD Dışişleri Bakanları olmaları da, ailenin CFR ve ABD dış politikası üzerindeki etkisinin bir göstergesi.

                                                     Rockefellarlar'ın Gerçek Kimliği

     Bütün bu bilgilerin ardından, CFR'yi kurduran Yahudi bankerlerin, nasıl olup da kuruluşu Rockefellerlar'ın denetimine bıraktıkları, kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Acaba bu Yahudi bankerler, CFR üzerindeki denetimlerini kaybedip, Amerikan dış politikasını yönlendirmek için en uygun aygıt olan kurumu, Rockefeller ailesine mi "kaptırmış"lardır? Yoksa CFR üzerindeki Yahudi kontrolü hiç sona ermemiş, yalnızca bir şekil değişikliği mi yaşanmıştır?

    Bunu anlamak için Rockefeller ailesinin kimliğini incelemekte yarar var.

    Rockefeller ailesini incelediğimizde, resmen "Protestan" olduğunu görüyoruz. Ama bu Protestanlığın "judaizer" (Yahudici/Yahudi sempatizanı) misyonunu bolca taşıyan bir tür olduğu da açık bir gerçek. Çünkü Rockefellerlar, Yahudilerle hep son derece ilgi çekici bir ilişki içinde olmuşlar.

    1878'de ünlü "judaizer" Protestan William Eugene Blackstone, "Kutsal Kitab'ın Yahudilerin 'Tanrı'nın seçilmiş halkı' olduğu şeklindeki hükmünün hala geçerli olduğunu" savunan tezini ortaya attığı zaman (bkz 1. bölüm), en büyük desteği John D. Rockefeller'dan görmüştü...51

    John D. Rockefeller, bunun yanısıra, İngiliz mandası döneminde Kudüs'te "Filistin Arkeoloji Müzesi"ni kurdurmuştu. Müze, tarih boyunca Yahudi ulusunun gelişimini konu ediniyor, Yahudi kahramanlarının heykellerini içeriyordu. Rockefeller'ın kurulması için iki milyon dolar verdiği müze, daha sonra Rockefeller Museum adıyla anılageldi...52

    Rockefeller ailesinin İsrail sempatisi Washington'da da kendini gösteriyor. Batı Virginia'dan Demokrat Parti Senatörü olan John D. IV (Jay) Rockefeller, Senato'da İsrail'in en sadık dostlarından biri olarak tanınıyor. Yalnızca 1993 yılı içinde, İsrail'i ilgilendiren altı oylamanın altısına da İsrail lehinde oy veren Jay Rockefeller, "İsrail taraftarı olma yüzdesi" (% Pro-Israel) sıralamasında "% 100 İsrail yanlısı" olarak başta geliyor...53

    Fransız yazar Georges Virebeau, Mais Qui Gouverne L'Amerique (Amerika'yı Kim Yönetiyor) adlı kitabında David Rockefeller'ın Who's Who in the World'un yazdığına göre Chicago Üniversitesi'ndeyken İbrani tanrı bilimi (teoloji) derslerini takip ettiğini not ediyor...54

    Tüm bu bilgiler, ortaya ilginç bir tablo ve de önemli bir soru çıkarmaktadır: Acaba Rockefeller ailesi, neden Yahudilere karşı böyle ilginç bir sempatinin sahibidir? Bu yalnızca Amerikan Protestanlığındaki klasik "Yahudi sempatizanlığı"nın bir devamı mıdır? Yoksa Rockefellerlar'ın, daha da önemli bir bağlantısı mı vardır?

    Evet, böyle bir bağlantı vardır. Rockefellerlar'ın Yahudilerle olan bu ilginç ilişkilerinin kökeninde, kendilerinin de Yahudi asıllı olmaları yatmaktadır:

    Garry Allen The Rockefeller File adlı kitabının 19. sayfasına düştüğü dipnotta, Malcom Sten'in The Grandees:America's Sephardic Elite kitabından yaptığı alıntıyla bir gerçeği ortaya koymaktadır ki, Rockefellerlar Sefarad Yahudilerindendir. Aile Arap topraklarında yüzlerce petrol şirketini kontrol altında tutmaktayken, Nelson Rockefeller New York'taki organize Yahudilerin en samimi dostudur. Zaten onların desteğini almamış olsaydı, (nüfusunun % 25'ini Yahudilerin oluşturduğu kentte) dört defa üstüste vali seçilemezdi.55

    Kısacası, Rockefellerlar, Protestan bir görünüm altında gerçek kimliklerini koruyan bir "Yahudi dönmesi" hanedandır. Dolayısıyla, CFR'nin "yöneticisi" durumdaki Rockefellerlar, CFR'yi kurduran Yahudi bankerlerle bu tür bir "ırk bağı" ile bağlıdır.

    Bu tablodan karşımıza çıkan sonuç, CFR'nin aşamalı olarak Rockefeller egemenliğine bırakılmasının, örgütün Yahudi-güdümlü olmaktan çıktığı gibi bir anlam kesinlikle taşımadığıdır. Tam tersine, örgütün "açık Yahudi" olan sermayedarlar yerine, "gizli Yahudi" olan bir başka sermayedar tarafından yönetiliyor olması, planlı ve bilinçli bir kamuflaj izlenimi vermektedir. Anlaşılan, CFR'nin, açıkça hepsi Yahudi olan sermayedarlarca finanse edilmesinin dikkat ve tepki çekeceği düşünülmüş ve örgüt, daha örtülü bir Yahudi güdümü altına alınmıştır.

                                Rothschild'ın Desteğiyle Doğan Rockefeller İmparatorluğu

    Rockefeller'ın gerçek kimliğinin yanısıra, bu hanedanın nasıl ABD'nin bir numaralı ekonomik gücü haline geldiğini incelediğimizde de ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çünkü Rockefeller gücü, başta Yahudi sermayedarlar arasındaki hiyerarşinin en üstünde oturan Rothschildlar olmak üzere, büyük Yahudi sermayedarların olağanüstü desteği ile oluşturulmuş durumda.

    Amerikalı yazar Eustace Mullins, The World Order: Our Secret Rulers (Dünya Düzeni: Gizli Yöneticilerimiz) adlı kitabınında Rockefellerlar'ın nasıl büyüdüğüne de değiniyor. Mullins, Rockefelerlar'ın, son iki yüzyılda Rothschildlar'la çok yakın ilişkiler içinde olduklarını ve Rockefeller servetinin oluşmasında Rothschildlar'ın büyük rolü olduğunu şöyle anlatıyor:

    19. yüzyılın başlarında, House of Rothschild (Rothschild tröstü) ABD'de bazı yatırımlar yaptı ve kendisine bağlı bankalar kurdu. Rothschildlar'ın ABD'de kurduğu bu bankaların ilki, The City Bank adını taşıyordu. 1812'de New York'ta kurulan banka, daha sonra National City Bank adını aldı ve elli yıl boyunca da Moses Taylor tarafından yönetildi. Taylor 1882'de geride 70 milyon dolar bırakarak öldü ve yerine oğlu Percy geçti. Ertesi yıl, John D. Rockefeller'ın kardeşi William Rockefeller bankaya yüklü bir para yatırarak ortak oldu. 1891'de ise Rockefellerlar, Percy'i ikna ederek, onun yerine banka müdürlüğüne ortakları James Stillman'ın geçmesini sağladılar. James Stillman'ın da bir 'Londra bağlantısı' vardı; babası Don Carlos uzun yıllar Rothschildlar'a hizmet etmişti.56

   Kısacası, Rotshchild'ın bankası, çok kolay bir biçimde Rockefellerlar'a devredilmişti. Mullins, bu işlemin, "merkezin", yani Rothschild'ın bilgisi ve izni dahilinde yapıldığını söylüyor. Yani Rothschild, isteyerek ve bilerek ABD'deki bankasının Rockefeller egemenliğine geçmesini sağlamıştı!...

    Mullins, Rothschildlar'ın ve Warburg hanedanının sahip olduğu bir diğer Yahudi şirketi olan Kuhn Loeb'in, Rockefellerlar'a verdiği büyük desteği anlatmaya devam ediyor. Bu iki büyük finans devi, petrol ticaretindeki rakiplerini ekarte ederek tröst haline gelmeye çalışan gizli soydaşları Rockefeller'a büyük destek vermişlerdi:

Rockefeller İmparatorluğunu kuran John D. Rockefeller, 1882 yılında ülkedeki son rakip petrol şirketini de iflas ettirerek, Amerika'nın tüm petrol ticaretini tekeline aldı. Sahip olduğu Standart Oil Şirketi, Rockefeller'ı Amerika'nın Beyaz Saray dışındaki en güçlü adamı" yaptı.

Ancak bu "yükseliş"in bir de perde arkası vardı. Gerçekte Sefarad kökenli bir Yahudi olan Rockefeller, aslında Rothschild ve Warburg gibi "soydaş"larının inanılmaz desteği ile bu güce ulaşmıştı...

     Sonraki yıllarda, Rothschild'ın sahip olduğu The National City Bank of Cleveland da, Rockefellar'a büyük bir destek verdi... John D. Rockefeller'ın başarısı, National City Bank of Cleveland'ın desteğini arkasına alarak petrol işindeki rakiplerini safdışı etmesiyle başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısında, ülkedeki demiryolu ve deniz ulaşımının büyük bölümünü elinde bulunduran Kuhn Loeb şirketi ise, John D. Rockefeller'ın petrol taşıma şirketine inanılmaz bir indirim uygulayarak, onun diğer petrol şirketlerini batırmasına destek oldu... Kısacası, bütün Rockefeller imparatorluğunun, asıl olarak Rotschildlar tarafından finanse edilip-desteklendiği söylenebilir.57

    Yahudi "ırkdaş"larından aldığı bu büyük destek ve kayırmaların sonucunda, John D. Rockefeller, 1887 yılında ABD'deki tüm petrol ticaretini eline geçirerek, "tröst" haline geldi. Bunu engellemek için çıkarılan "anti-tröst" kanunları da işe yaramadı ve Rockefeller İmparatorluğu, 20. yüzyıla dünyanın petrol devi olarak girdi. Bugün de aynı durum devam etmekte, dünya petrol ticaretinin yarısından çoğu Rockefellerlar'ın sahip olduğu ve Standart Oil olarak bilinen beş petrol şirketince Exxon, Texaco, Socal, Gulf ve Mobil kontrol edilmektedir. (Diğer iki büyük petrol şirketinden Shell/Royal Dutch, Hollandalı Yahudi finansör William Deterding'e aittir. BP'nin hisselerinde de Yahudi finansörlerin büyük payı vardır.)

    Sonuçta karşılaştığımız tablo, Rockefellerlar'ın, başta Rothschild imparatorluğu olmak üzere, Yahudi sermayedarlar tarafından çok özenli bir biçimde kayırılıp-desteklendiği ve ABD'nin ekonomik paylaşımında tam bir "ırk dayanışması" yaşanmış olduğudur.

    "Açık" ırkdaşları tarafından büyütülen "gizli" Yahudi Rockefeller ailesinin CFR gibi bir kurumun denetimini üstlenmiş olması ise, az önce belirttiğimiz gibi, gerekli kamuflajı sağlamak ve Yahudi önde gelenlerinin ABD dış politikasındaki güdümünü daha az hissedilir hale getirmek içindir. CFR'yi yöneten hanedan, onu ilk kuranlar gibi sürekli sinagoglarda boy gösteren bir "açık" Yahudi olsaydı, kuşkusuz toplayacağı dikkat de çok daha fazla olurdu.

                                                              CFR'nin Gücü

    Eustace Mullins, The World Order adlı kitabının başlarında, "bu kitapta adı geçen hemen her ünlü Amerikalı CFR üyesidir, bu yüzden her seferinde bunu tekrarlamayı gereksiz görüyorum" diyor. Gerçekten de CFR üyelerinin listesi, neredeyse Amerikan politikasının "Who's Who" (Kim Kimdir)i gibidir. Henry Kissinger'dan John McCloy'a, Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski'den Eisenhower'ın Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'a, CIA başkanı ve mason Allen Dulles'dan, Dean Acheson, George Kennan'a kadar pek çok ünlü isim, CFR üyesidir. Öyle ki, The Rockefeller Syndrome adlı kitabında Ferdinand Lundberg'in belirttiğine göre: "CFR ile bağlantısı olan insanlar Amerika pazarlarında mülkiyete sahip olanların neredeyse tümüdür."

    Dan Smoot, Invisible Government (Görünmez Hükümet) adlı kitabında, kurumun ABD'nin dış politikalarının oluşumundaki büyük etkisini detaylı olarak anlatıyor. Buna göre CFR, yalnızca üst kademedeki yönetici elitleri bünyesine alıp yönlendirmekle kalmaz, dış politika ile kurumların büyük bölümünü kontrol eder. Amerika'da dış politika ile ilgili diğer pek çok dernek ve kurum da, CFR'nin denetimi altındadır. Amerikan dış politikasındaki büyük etkileri ile bilinen "think-tank"ler (politika üretme kurumları) ise gerçekte CFR'nin alt komisyonları niteliğindedir. Eustace Mullins, CFR ve think-tank'ler arasındaki ilişkiden şöyle söz ediyor:

    Shoup'un Imperial Brain Trust adlı kitabına göre 1969'da CFR'de Brookings Institution'dan 22 yönetici, RAND Corporation'dan 29, Hudson'dan 14, Middle East (Orta Doğu) Institute'dan 33 üye vardır. Ayrıca Rockefeller Foundation'ın 19 yöneticisinden 14'ü, Carnegie Endowment'ın 17'sinden 10'u, Ford Foundation'da

    16'dan 7, Rockefeller Brothers Found'ın 11'inden 6'sı CFR üyesidir. Buna göre CFR bu vakıfların tümünü yönetmektedir. Akademik dünyada ise CFR Princeton Üniversitesi'nden 58, Chicago Üniversitesi'nden 69, Harvard'dan 30 üyeye sahiptir.58

     Mullins'in de vurguladığı gibi, üniversiteler CFR'nin denetiminde olan kurumlar arasındadır. CFR, akademik çevrelerdeki üyeleri aracılığıyla dış politika konularında "standart"ları belirler. CFR'nin "resmi ideolojisi", üniversitelerde ders olarak okutulur. Kurum, yayınladığı çok sayıda kitapla Amerikan entellektüellerini "eğitir". Örneğin CFR'nin son yıllardaki yayınlarında sık sık sözünü ettiği "İslam tehlikesi", Amerikan bilincine ustalıkla yerleştirilmektedir. Kurumun yılda dört kez yayınladığı ve dünyanın en etkili yayın organı sayılan Foreign Affairs (Dış Olaylar) adlı dergi ise hem siyasi gündemi belirler hem de ABD politikasını. ABD dış politikasındaki köklü değişimlerin çoğu Foreign Affairs'te yayınlanarak yürürlülüğe konur. Örneğin, soğuk savaşın başında ABD'nin temel stratejisini belirleyen "containment plan" (Sovyetler'in yayılmasını önleme anlamında; Çevreleme Planı) CFR üyesi George Kennan tarafından Foreign Affairs'de yayınlandıktan sonra uygulamaya konmuştu. Son olarak uzun süre gündemde kalan, Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" adlı, gelecekte Batı ve İslam arasında bir çatışma öngören yazısı da aynı dergide yayınlanmıştı.

    CFR basın üzerinde de büyük etkiye sahiptir. Kurum, basındaki üyeleri sayesinde, büyük gazeteleri bir sosyal kontrol mekanizması olarak kullanabilmektedir. Denetlediği kabul edilen basın organları arasında; New York Times, Washington Post, Time, Newsweek, Life, New York Post, New York Herald Tribune, gibi dev isimler sayılabilir.

    Tüm bunların yanında CFR, aynı Chatham House gibi masonlukla da çok içli-dışlıdır. Her iki örgütün de önde gelen üyeleri, aynı zamanda ülkelerindeki mason localarına üyedirler. CFR'nin; Harry Truman, George Marshall, Dwight Eisenhower, Allen Dulles, John McCloy, Henry Kissinger, Lyndon Johnson, Dean Acheson, Gerald Ford gibi ünlü isimlerin yanında daha pek çok üyesi bir taraftan da locaların müdavimidirler.

    Kısacası CFR, ya da "Dış İlişkiler Konseyi", Yahudi önde gelenlerinin "dünyaya egemen olma" hedefine ve bu hedefin sistematize edilmiş hali olan Mesih Planı'na uygun bir aygıt konumundadır. CFR'nin aldığı kararlar, Amerikan çıkarlarını, dolayısıyla da ülkedeki Yahudi sermayesini korumak doğrultusundadır. Vietnam savaşından, Latin Amerika müdahalelerine kadar pek çok dış politika kararı, CFR'nin Yahudi sermayesini koruma misyonuyla yakından ilgilidir. Konsey'in Ortadoğu politikası ise, elbette tümüyle İsrail çıkarlarının savunulmasına yöneliktir.

    CFR hakkında ilginç bazı yorum ve bilgileri de, gazeteci-yazar Fehmi Koru veriyor. Koru, aylık Dış Politika dergisinde kendisiyle yapılan bir röportajda şunları söylüyor:

     Amerika'da güç odağı farklıdır. Mesela bizim ülkemizde güç odağı Çankaya ve Başbakanlık'tır. Halbuki Amerika'da güç kaynağı Beyaz Saraydan'dan ve hatta başkandan çok daha başka şeylerdir. Ve onlar sistemi ayakta tutan kurum ve kuruluşlardır. Nedir bunlar? Lobiler bunların görünen uçlarıdır. Onların da arkasında odaklar vardır. Bunlardan biri Amerika'da bulunan dünyanın en büyük ve en etkili bankalarından bir kaçıdır. Yani bankalar bir güç odağıdır ve bunların hemen hepsinin sahibi de Yahudi asıllı süper zenginlerdir. Bu bankalar dünya alışverişini ve ticaret hacmini ellerinde tutarlar. Yüksek faizli kredileri, istedikleri maddi şartlarda ülkelere bunlar sağlarlar... ... 'Think thank'lerin en önemlisi 'Council on Foreign Relations' denilen bir kurumdur... 'Council on Foreign Relations', isminin tüm masumiyetine rağmen, en büyük güç odağıdır. Bu derneğin başkanı dünyaca ünlü Yahudi zengin David Rockefeller"dır. Yine meşhur CIA'nin istasyon şeflerinden Paul Henze ve ünlü stratejist Prof. Dr. Albert Wohlstetter bu derneğin onur üyeleridirler. Bu derneğin hem Cumhuriyetçi ve hem de Demokrat Parti'den üyeleri vardır. Eğer seçimi Cumhuriyetçi Parti kazanmışsa, yardımcıları da hep bu derneğin Cumhuriyetçi üyelerinden seçilir. Yok eğer Demokratlar seçimi kazanmışsa, yine bu derneğin demokrat üyeleri Beyaz Sarayda üst düzey görevlere getirilirler. Dışişleri Bakanlığı, Hazine Bakanlığı hep bu derneğin üyelerinden seçilirler. Yani ister Cumhuriyetçi olsun, ister Demokrat, ne olursa olsun bu derneğin üyeleridir işi götürenler. Parti rozetleri sadece sembolik birer ayırımdır. Zihniyet 'Council on Foreign Relations' zihniyetidir...

    ... Mesela bizdeki Cumhurbaşkanlarının veya Cumhurbaşkanı adaylarının mutlaka Amerika'ya giderek bu enstitülerin ve derneklerin birinde görünmek mecburiyeti vardır. Bizdeki hemen her Cumhurbaşkanı veya Başbakan, bir vesileyle Council on Foreign Relations'da ya bir konuşma yapmakla veya en azından orada bir toplantıya katılmakla, kendilerini onlara göstermek mecburiyetindedirler.

    Kenan Evren bu Council on Foreign Relations'da bir konuşma yapmak ihtiyacını hissetmiştir. Cumhurbaşkanının bütün programlarına biz gazeteciler katılırken, hatta Yahudi lobisiyle Evren'in görüşmesini izlerken, hiçbir gazeteci arkadaşımız Evren'in bu dış politika derneğindeki konuşmasını izleyememiştir. İzleyemezdik, zira hepimize giriş yasaktı!...

    Kısacası, CFR'nin gücü, yalnız ABD'nin değil, kimi zaman onun sistemine entegre olan başka ülkelerin politikalarını da denetlemektedir.

                                                              Henry   Kissinger

    Yahudi kökenli Henry Kissinger’dir. Kissinger, altı milyon kadar Yahudi’yi katleden eski Gestapo subaylarını, ünlü Nazi katillerini içinde toplayan NATO’ya bağlı Kontragerilla (Gladio, Kızıl Teke Postu vs.) örgütünü oluşturanlardandır. Kissinger 1943- 46 yıllarında USA Ordusu karşı- istihbarat birimlerinde görev yapmıştır (bak, www.nobel.se/peace/laureates/1973/kissinger.bio.html ).

     Bu kişi 1946- 49 yıllarında ise askeri istihbarat örgütünde yedek yüzbaşı olarak görevini sürdürmüştür ve Avrupa’da görev yaptığı aynı dönemlerde eski Gestapo subaylarının yeniden örgütlenmeleriyle ilgili olarak verdiği raporlar 1985 yılında açığa çıkmıştır. Şu sıralarda eski çalışma arkadaşları tarafından “hapçı olduğu” ve “bir devleti yönetecek akıl sağlığına sahip olmadığı” iddia edilen Başkan Nixon’un ulusal güvenlik danışmanı Kissinger, Vietnam’da savaşın tırmandırılnasından ve bu ülkede üç ile beş milyon arasında masum insanın katledilmesinden birinci derecede sorumlu olanlardandır. Kissinger, Vietnam’da savaşı bitirme aşamasına getiren 1968 barış görüşmelerini ateşe atmış ve milyonlarca insanın ölümüne ve hesapsız bir yıkıma yolaçacak savaşın 1972’de yeniden tırmandırılmasını sağlamıştır. Yine aynı kişi Vietnam’la bağlantılı olarak Kamboçya’nın ve Laos’un gizlice bombalanması kararında yeralmış, Kamboçya’da 600 bin, Laos’da ise 350 bin sivilin ölmesine neden olmuştur. Bir milyon kadar insanın katledilmesi ile sonuçlanan bir CIA ve MI-6 darbesi ile 1965 yılında Endenozya’da iktidarı gaspeden General Suharto, Kissinger’in Dışişleri Bakanı olduğu 1975 yılında USA silahları ve Kissinger’in onayı ile Doğu Timor’u işgaledip halkının üçte birini ödürmüştür (Çin, ASEAN ülkeleri ile ilgili olarak yeni bir güvenlik anlaşması önerdikten sonra, 1990’lı yılların son günlerinde USA yönetimi Doğu Timor’da “insan hakları ihlalleri olduğunu” hatırlayıp Pasifik ile Hint Okyanusu arasındaki su geçitlerinin tam ortasında duran bu adaya “barışı koruma” bahanesiyle askeri güçlerini sokmuştur.) İngiliz gazeteci Christopher Hitchens’in kaleme aldığı “The Trial of Henry Kissinger” (bak,www.trialofhenrykissinger.org/charges.html ) adli yapıtta sıralanan Kissinger’e ait uzun suç listesinde, 11 eylül 1973 günü Şili’nin demokratik yöntemlerle seçilmiş Cumhurbaşkanı Salvador Allen’de ye karşı gerçekleştirilen kanlı askeri darbe de yeralmaktadır. Şili’de General Augusto Pinochet tarafından gerçekleştirilen, Allende’nin, General René Schneider ve daha 10 bini aşkın masum insanın katledilmesi ile sonuçlanan askeri darbenin tüm belgeleri günümüzde açığa çıkmıştır ve daha darbenin ilk gününden itibaren bunun bir CIA operasyonu olduğu bilinmektedir. İsveç’in en büyük günlük gazetesi Dagens Nyheter’in 10 mayıs 2001 sayısında yazan Gunnar Pettersson, Başkan Nixon ve Başkan Ford yönetimleri sırasındaki eşsiz iktidar gücü nedeniyle Kissinger’in dönemin tüm suçlarından birinci derecede sorumlu olduğunu anlatmaktadır. Christopher Hitchens’in kitabını tanıtan bu yazısında Pettersson, Kissinger’in aynızamanda ulusal güvenlik danışmanlığı yapan tek USA Dışişleri Bakanı olduğunu yazmaktadır. Ayrıca Kissinger, CIA’nın illegal (gizli) eylemleri içinde yeralan güçlü iktidar sahibi Forty Committee’ye 1969- 76 yıllarında başkanlık yapan tek USA Dışişleri Bakanı’dır. Hery Kissinger’in insanlığa karşı suçları bunlarla sınırlı değildir. Sonuçta, Kissinger’in Dışişler Bakanlığı sırasında gerçekleşen ve Kissinger’inde hazırlanmasında birinci derecede rol aldığı Şili’deki askeri darbeden üç ay sonra Kissinger’e Nobel Barış ödülü de verilmiştir. Sözkonusu ödülü konspirasyon dışında ciddi bir gerekçe ile açıklayabilmek mümkün değildir. Ödülü veren komite, dünya politikasını yakından tanıyan ve izleyen bir elittir.

    Bu örneklerin en dikkate değerlerinden biri de, 1946 yılında Kudüs’te King David Oteli’ni havaya uçuran ve Ortadoğu’da Filistin halkına yönelik etnik temizlik amacıyla kanlı bir terörü başlatan Menaham Begin’e, -Camp David “anlaşması”nın ardından- “terörü engellediği” gerekçesiyle 1978 yılında Nobel barış ödülünün verilmiş olmasıdır. Görüldüğü gibi, Camp David’e karşın Filistin halkına yönelik terör ve etnik temizlik sürmektedir ve konspirasyon ile ilgili inkar edilemez çarpıcı örnekler uzar gider. Günümüzde ise, Birleşmiş Milletler’e rağmen Irak’a saldırı için “gerekçe” arayan Başkan George W. Bush, Nobel barış ödülü sahibi konspirasyon uzmani Kissinger’i yeniden göreve çağırmıştır. Afganistan’a ve dolayısıyla -kendi yarattıkları- Taleban’a saldırı “gerekçelerini” halen inandırıcı biçimde açıklayamayan Bush ekibi, Irak’a saldırı için de sadece kendilerini tatmin edecek bir “gerekçe” bulacaktır. Toplumlara karşı suç, konspirasyon, gizli karanlık pilanlar ve eylemler bir kez başlarsa, bu süreçten geriye dönüş mümkün değildir. Bu iş, işlenen karanlık bir cinayeti örtbas edebilmek için yeni cinayetler işlemek zorunda kalmak gibidir. Suç ve yalan, yeni suçları ve yalanları doğurmaktadır. Sözkonusu kanlı trajik süreç, sahibini ve suçun tüm ortaklarını yokedinceye dek sürer.

    Ruhunu Mephistophales’e (Şeytan’a) satmış olan kariyer ve kişisel kazanç avcıları, “konspirasyon teorileri” ile alay edecekler, “olayların kitabına uygun olarak geliştiğini, savaşların toplumları ilerlettiğini, bu savaşta nasıl yer alınırsa ne ölçüde karlı çıkılabilineceğini” yaymayı sürdüreceklerdir. Özünde dar bir sermaye sınıfının kasalarını doldurmaya yönelik olmasına karşın “milletler” adına söylenecek tüm bu yalanlar, asıl büyük konspirasyonun türevleri olmaktan öteye geçemeyecektir. Şüphesiz konspirasyon sarmalı kendi sonuna doğru ilerleyecektir ama, varlığını gösterdiği alanlarda yığınlara, suçsuz insanlara hesapsız zararlar da verecektir. Sonuçta bu yıkıcı süreç nekadar erken görülebilir ve bilinçli, planlı ve örgütlü yığınsal eylemlerle nekadar erken durdurulabilirse, halkların uğrayacağı zararlar da okadar az olacaktır. Türkiye’de de Pentagon bağlantılı savaş lobisi, konspirasyonun ortağı satılmış bazı ünlü kalemler kendilerini açıkca belli etmektedirler. Buna karşın Türkiye toplumunun ezici çoğunluğu ve aynı şekilde dünya halkları savaşa karşıdırlar. Söz konusu gelişme, askeri- endüstri kompleksleri, Pentagon, Exxon ve Mobil gibi dev petrol şirketleri kaynaklı konspirasyonun çok büyük zararlar veremeden engellenebileceği umudunu arttırmaktadır. Türkiye’yi yönetenler bilmelidirler ki, kışkırtılmakta olan savaşa hangi “mantıki” gerekçeyle ve vaatlerle girilirse girilsin, kazançlı çıkılmayacaktır.

 
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

DÜNYA

DÜNYA LİDERİ ERBAKAN HOCAMIZ YILLAR ÖNCE BİZLERİ UYARMIŞTI.

DÜNYA LİDERİ ERBAKAN HOCAMIZ YILLAR ÖNCE BİZLERİ UYARMIŞTI. 300'ler meclisi kararları alır ve 33'ler meclisi onaylar. 132ler meclisi tasdik eder nihai kararı başkanlık...

TERÖRİST İSRAİL ENGELLİYE BİLE İŞKENCE EDİYOR.

TERÖRİST İSRAİL ENGELLİYE BİLE İŞKENCE EDİYOR. Cani İsrail askerleri tarafından pazar günü El Halil'de gözaltına alınan down sendromlu Filistinli genç Tavil, ...
ŞEHRİMİN YANLIZLIĞI11 Ekim 2018

REKLAM


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi